30 Eylül 2008 Salı

Şeker Bayramı

Şu anda saatim sabah 07:43 (30/09/08 Salı) sabah 06:00 itibariyle bayram hazırlıklarıma başladım ve 07:00 sularında bayram namazı için yoldaydık.


Sağ taraftaki siyah büyük şemsiyeli kişi babam olur. Ben yağan yağmura aldırış etmeden bu ve aşağıdaki kareleri günlüğüm için aldım.

Babam halen yolda. Şu anda saat sabah 08:00 olmak üzere. Ben bilgisayarı böylece bırakıp şeker toplamaya çıkıyorum. Öğlen sonuna kadar toplanacak çok şekerimiz var. Herkese sağlık ve mutluluk dolu bayramlar. Daha nice şeker bayramına ulaşmak dileğiyle ..

28 Eylül 2008 Pazar

Yerel Gazete Yazıları

Bilgi teknolojileri sektöründe olmanın dayanılmaz cazibesi ve keyfini meslek yaşamı içerisinde imkan bulduğum her dakika babamın deyimiyle 'eze eze' yaşıyorum. İşimden büyük keyif alıyorum. İyiki bilgi teknolojileri alanında emek veriyorum.

Bu meslek alanı dışında bir alan seçmem gerekseydi birinci sırada mutlaka 'Genel Cerrahi' ilk seçenek olmak kaydıyla Doktor olmayı isterdim. İkinci sırada ise TV programı da hazırlayan bir Gazeteci olmak isterdim. Kendimi sadece bu iki meslek dalı karşısında ezgin görüyorum. Bir doktor karşısında dilim dolanır. Çok sayarım. Birde gazeteci karşısında dilim dolanır. Çok sayarım. Dilim dolanması saygımdan ileri gelir. Heyecanlanırım. Tabii her meslek dalına ve bu dallara mensub olarak işini severek yapan insanlara da yürekten bir bağlılığım vardır. Bu bağlılığın sebebi ise 'taktir eden' yanımdan kaynaklanır.

Bir yerel gazete olan Kayseri Haber Gazetesi içerisinde 5. sayfanın sol üst tarafında bana ayrılan bölgede aşağıda sıralı tarihler kapsamında köşe yazısı denebilecek bazı yazılarım yayınlanmıştır.

1.) 12.01.07 Cuma
2.) 13.01.07 Cumartesi
-.) --.--.-- Pazar (gazete pazar günleri çıkmıyor)
3.) 15.01.07 Pazartesi
4.) 16.01.07 Salı
5.) 17.01.07 Çarşamba
6.) 18.01.07 Perşembe

48 günlük yazı hazırlayıp göndermeme rağmen sadece bu günlerde toplam 6 tane yazım çıkmıştır. Gazetelerin orjinal basılı halleri arşiv kolimde yer alıyor. Yayınlanmayan yazılar ise google dokümanlarda bulunuyor. Köşe yazmanın (özellikle mesleğimle alakalı bir köşe yazmanın) tadı damağımda kaldı.

Bilişim Dünyası isimli günlük yazılarım ieçrisinde öyküsünü bulabileceğiniz programı yaptığım gruba yeni geçmişti bu gazete o dönemde ve benim yazılarımı 18.01.2007`de kesmeleri 20.01.2007 ve 27.01.2007 tarihlerinde iki program daha yapıp (çeşitli sebeplerden dolayı sayıyı 10 programa tamamlamak gerekiyordu) grubu tümüyle terketmiş olmamda pay sahibidir.

27 Eylül 2008 Cumartesi

Çorum - Osmancık ve Çeltikte Son Durum

Hürriyet gazetesi Anadolu eki 'Hürriyet Anadolu'`da geçtiğimiz gün (26 Eylül 2008) Çorum`un Osmancık ilçesindeki çeltik (pirinç) üretiminde ciddi bir düşüş olduğunu okumuştum. Çorum Ticaret ve Sanayi Odası (ÇTSO) - http://www.ctso.org.tr - konu ile ilgili gözlemlediğim kadarıyla pek aktif bir önlem ya da en azından durum raporu yayınlamamış. Neyse bu çalışma şekline alıştık zaten. Peki pirinç fiyatlarında geride bıraktığımız aylarda yaşanan ciddi artış daha sonra biraz inişe dönüşmüştü. Fiyatların neden arttığı bu girdimin başlığıyla bile anlaşılabilir. Bu nedenle o yönde yorum yapmayı çokta gerekli bulmuyorum. Ancak fiyatların o ciddi yükselişten sonra nasıl inişe (ki bu çok ciddi bir inişte olmadı zaten) geçtiği hakkında birkaç şey söyleyebilirim.


Pirinç fiyatlarında geride bıraktığımız aylarda gözlemlediğimiz artış sonrasında birden özellikle zincir marketlerde 'Made in USA' damgalı küçük çuvalcıklar içerisinde 5 KG`lık pirinçlerin yerli pirinçlere oranla neredeyse %45 ile %55 arasında daha ucuza satıldığını gözlemledik.

Bu pirinçler ithal pirinçti. Bu sayede pirinç üretimindeki düşüş nedeniyle desteksiz kalan çiftçinin yetiremediği pirinç açığı yüzünden artan fiyatlara çözüm bulunmuştu. Böyle çözüm mü olur? diye bana sormayın. Benimki durum tespiti. Ama cevapsızda kalmasın ithal çözüm değil yıkımdır. Pirinçte ya da herhangi birşeyde. Üretme imkanımız olan herhangi birşeyi ithal etmemiz çözüm olarak görülmemelidir.

Üstelik tarım ülkesi Türkiye`de.. Ben konuya geri döneyim. 'Made in USA' damgalı pirinçler vatandaşın ilgisini çekmedi. Çünkü huylanmışlardır. İthal edilen ürün pirinç olunca sıcak bakılmadı haliyle. Peki sonra ne oldu?.. Zincir marketlerden geri dönen bu çuvalcık içerisindeki pirinçler yerli markaların logosunu taşıyan naylon ambalajlar ile geri mi gönderildi zincir marketlere? Vatandaş yerli sanarak satın mı aldı bu pirinçleri? İthal edenler bu yolla zarardan kurtuldular mı?.. İncelenmeye değer konular.

25 Eylül 2008 Perşembe

Beş Kiloluk Ayçiçek Yağı (Sıvı Yağ) 16-23 Lira..

Fiyat artışları sürmeye devam ediyor. Gıda sektörü geçiminin önemli bir kısmını tarımdan sağlayan bir ülkede belki en az fiyat artışı (zam) olması gereken sektör. Bakınız ayçiçek yağı üretimi noktasında herhangi bir eksiği olmayan ülkemizde 25/10/2008 tarihi itibariyle son tüketici market/reyon fiyatları ne durumda:

5 KG : 16 ile 22 lira arasında.
10 KG: 31 ile 44 lira arasında.

Birkaç yıl öncesini hatırlayınız. Bu fiyatlar böylemiydi? Yine hiçbir resmi istatistik aramıyor ve buraya eklemiyorum. Yurttaş yediği yağın fiyatı hakkında zaten bildi sahibidir. Kaldıki bu günün ayçiçek yağı perakende satış fiyatları hiç iç açıcı değil.

Peki bu durum karşısında başta Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği (BYSD) -http://www.bysd.org.tr/ olmak üzere Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPDF) -http://www.tpdf.org/, Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) - http://www.tukoder.org/ , Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Ticaret Bakanlığı - http://www.sanayi.gov.tr/ ve Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı - http://www.tarim.gov.tr/ yani sivil toplum ve devlet ne yapıyor? (hiç değilse Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) - http://www.tzob.org.tr bu konuda lokomotif rol üstlenebilirdi) Görünen o ki hiçbirşey. Vatandaş ne yapıyor? Görünen o ki bir avuç parayla yağ almaya devam ediyor..

Bir Çinik (Ort. 8 Kilo) Buğday 3-6 Lira..

Çiftçinin hali perişan der dururlar. Bu söz kimi zaman ve kimilerine göre klasik ve sıkıcı bir tümceden ibarettir. Ama gerçek bu tümcenin içinde saklı. Keşke saklı kalsaydı. Yani açığa çıkacak kadar büyümeseydi. Gönül bunu isterdi ama olmadı. Hiç şüpesiz istesem hemen birçok TÜİK verisini netten bulur ve bağlantılarını buraya eklerdim. Ancak doğrudan görüştüğüm çiftçi ne diyorsa ben onu yazmak ve bu şekilde doğruları yazmak en kötü durumda onların yalancısı olmak isterim. Kaldı ki TÜİK verileride bu anlattıklarımı destekliyor. Aşağıda buğday resmi var.


Buğday tarla bakımını gerektirir. Bol miktarda mazot gerektirir. Lastiği ve motoru sağlam traktör gerektirir. Çok fazla işçi gerektirmez. Tarla sahibi kendisi ve birkaç yakını ile halledebilir. Yani iş gücü gereksinimi bakımından buğday, şeker pancarı gibi değildir. Yavaş yavaş toplanabilir. Bozulmaz.

Daha burada saymak istemediğim ve sayarken gerçekten canımı sıkan bir seri emek zincirinin ürünüdür. Buğdaydır. Yaşamsaldır. Ekmek yapılır onunla. Sadece ekmek değil ama ekmek yapılan bir ürün olması bile önemini açıklamaya zaten yetiyor.

Orta kalitede (ki orta kalite makul bir kalite) 8 kiloluk yani bir çinik buğday bu gün 3 Lira`dan bile alıcı bulamıyor. Ekim ayı ortalarında ekim zamanı gelen buğday yine ekilecektir bir şekilde ama şu bilinmelidir ki daha yazın hasat edilen buğdaylar birçok çiftçinin deposunda yığılı beklemektedir. Satanlar olmadı mı? Oldu. İnanın zarar edenler de oldu.. Hemde çok sayıda.

Bir Çuval Un 40-51 Lira..

Şeker hakkında fiyatını çok yüksek bulduğumu belirttiğim kısa bir girdi yapmıştım. Birçok üretici bu konuyun bizzat söylediğim zaman bana üretimden ulaşıma sayısız bahane bulabilirdi. Evet belki şekerin fiyatının bu derece yükzelmiş olmasına bahane bulmak (her ne kadar ben bu bahaneleri kabul etmesemde) mümkün olabilir. Peki ya un fiyatları?..

Gerçekten çok yükseldi. Nedenlerini sorgulamadan un zammı yapanları doğrudan suçlu gibi göstermek elbette mantıklı olmayacaktır. Mazot ve elektrik fiyatlarındaki artışlar bu durumun tetikleyicisi oldu. Ama şu noktada iyi bilinmelidir ki un, yem ve gübre zamlarından önce iş yerleri kiralayarak alabildiğinde stok yapanlar 'serbest piyasa ekonomisinin aktörleri' değil olsa olsa yeni nesil kara borsacılarıdır.

Tamam olan olmuş artık dediğimizi varsayalım. Bari buğday çiftçisi bu zamlardan payına düşeni alsa? (Aldı mı dersiniz?) Rahmetli Sabancı`nın deyimiyle aldılar ama 'üçün birini' aldılar. Bu konuyu da değerlendiren birşeyler yazıyım..

Bir Çuval Şeker 98-101 Lira..

Türkiye bilindiği üzere önde gelen tarım ülkeleri araasında yer almaktadır. Bunun için kaynak ve istatistik bilgi sunmaya bile aslına bakılırsa gerek duymam çünkü tarım alanları ve ürün çeşitliliği herkesin bildiği birşeydir.
Bu yazı başlığı itibariyle herşeyi açıklıyor. Bu nedenle çok uzun yazmayacağım. Ancak ülkemizde hemen her yerde yetiştirilebilen ve doğası gereği bekletilmeden üretilmesi için yetiştirildipği yerlere yakın konumlarda bulunan fabrikalarında işlenerek toz başta olmak üzere çeşitli şeker biçimlerine dönüştürülerek ürün yapılan ve bu şekilde satışa sunulan şeker pancarı son tüketicisine bu kadar pahalı gelmemelidir.

Üretemediğimiz ürünlerde bile yani ithal ürünlerde bile fiyatlalr bu derece yüksek değilken kendi ürettiğimiz bir ürün hatta en çok üretebildiğimiz ve bazı yerlerde çiftçilerimizin üretmeye bile (düşük fiyatlı bir ürün olduğu için) gerek duymadıkları böylesine tarımsal bir gıda üzerindeki bu fiyat artışları gerçekten çok düşündürücü bir noktada olduğumuzu gösteriyor.