4 Nisan 2011 Pazartesi

Antropoloji.doc

Antropoloji

Yapısal işlevselciler sistemi bir bütün olarak görürken postmodernizm ve postyapısalcılık alanların çok seslilik ve modernizm sonrası düzen hedeflenmektedir. Emik yaklaşım doğaüstü ve topluluk ilişkisine yoğunlaşır. Etnografya alan araştırmasında kültürün tüm yönlerinin kaydedilmesi meselesidir.

Özgücüler varlıkların özüne bakarken bir takım özgücü kuramlar vardır-ki bunlar; bilişsel antropoloji-etnobilim: her kültürün özgül kısmıne bakar. Yorumcu-simgeci ise özgür ve özerki adından da anlaşılacağı üzere özgülde yani bir anlamda özde arar. Feminist tipte ise kültür ve cinsiyet şekillenmelerine ağırlık verilir.

Polimorfizm fenotipik (anlamlı en küçük birim manasına olabilir) gen değişkenidir. Bu arada Lemur hominoidea üst üyelerinden değilken öjeni (saf ırk oluşturma) fikir sahibi de Galton olarak öne çıkar.

Primat (bir takım maymun, insan ve memeliler) üst ailesi goril vs. hominoid manasınadır. Hominid-hominin insan eğilimindedir. Aşölyen taş bir takım aletlerdir. Epipaleolitik (ortadoğu bölge) dönem neolitik dönemi hazırladığından daha eskidir. Serf toprak işletimi karşılığı yaşamını ikame eden manasınayken kolkolitik dönem neolitik dönemi takip eden dönemdir.

Reform (belki de protestanların, katoliklere karşı laik-demokrat yönde hareketi denilebilir), 15. yy sonrası Luther eseridir.

Felsefe.doc

Felsefe

Sokrates, Russell, Mill ve diğerleri felsefenin sorgulama yönüyle ortaya çıkmasının değer kazanmasının en net göstergeleridir. Eleştirel, çözümleyici ve bütünleştirici türlerde felsefe sınıflandırmaları yapılırken Nietzsche eleştirmeye Sokrates gibi sorgulama tabanında devam etmiştir. Felsefenin en önemli alt alanlarından mantık yanı sıra epistemoloji bilgi episteme ve logos ifadesidir.

Platon (episteme tikellerin-sıradan nesneler-bilgisi değildir), her şeyiyle açıklanmış bir düşünce bilgi olabilir. Kant ise bilgi bir anlamda biyolojik yapımız gereği sınırlıdır demektedir.

Mantık Aristo eseridir. Totoloji doğru önermelerdir. Aristo öğretmeni Parmenides`den aldığı mirası geliştirmiş ancak bir anlamda günümüz mantığının inşası Frege`nin matematiksel mantığına dayanmıştır.

En genel anlamda diyalektik, iddia çürütmeye ve çıkış noktası olarak herhangi bir görüş ve/ya da varsayımdan faydalanma anlamına gelirken Duhem-Quine ortaya attığı tez ile doğrulama ve yanlışlama bilimin kendi ürünüdür söylemini öne sürmüştür.

Strauss değerler bilimsel etkinliğe katılmalıdır demektedir. Fenomen algıladığımız her şeydir. Bunun yanında Hempel fenomen yorumundan söz etmez. Hobbes insanların yaşamını sürdürmek amaçlı eylemde olduklarını söyler. Francis ve Fukuyama batı, liberalizm/liberal ve demokrasi eksenindeki geçişin tamamlandığı savındadır. Rawis doğal hukuk ve toplum-sözleşme eksenindedir. Mill idarenin ceza hakkına değinirken pozitif özgürlük bireyin, negatif ise genelin baskı altında olmaması yani bir anlamda görece özgürlüğü sınıflandırmaktadır. Platon form bilgisini ruh durumuna bağlamıştır. Russell kaynak olarak kişinin kendisini gösterirken Kant insan düşüncesini dil bilgisi yönünde özne ve özne çıkarılınca tümcenin kalan kısmını ifade eden yüklem bağlamında açıklamıştır. Bu arada bir cümlede-tümcede sentaktik özne bir anlamda bir terimi işaret ederken mantıksal özne ise cümlenin varlık nedenidir.

Bu arada töz (Hegel) varolmakta bağımsız olandır ve tin ise maddi olmayan tözdür. Hegel sanat güzelliğini doğanınkinden üstün tutar çünkü insan ve düşüncesinin eseridir yaklaşımına benzer bir anlayışla konuyu ele alır. Apollo akıl ve diyonisus doğan yaşama enerjisi denirse Nietzsche, bu ikisini harekete geçirenin tragedya olduğunu belirtir. James anlamların kelime değişimiyle değişmediğini izaha çalışırken pragma eylem manası taşır. Tüm bunların yanı sıra Satre varlığın önce özün ise devamında yanı daha sonra yaşamsal süreçte oluştuğunu izaha çalışır. Marcuse, çok yerinde bir tespiti yıllar öncesinden yapan bir bilim insanı düşünür ve felsefeci olarak ön plana çıkmış ve kapitalizmin yapay gereksimler ürettiğini ve bunlarında insanların özünü oluşturduğunu bir diğer asnlamda şekillendirdiğini belirtmiştir. Konuyu tamamlamadan önce Wittgenstein`ın olgular ve etik yargılar birbirini karşılamaz tezini de hatırlatmak yerinde olabilir.

18 Mart 2011 Cuma

Somut

Somut: Üretime Geçiş Süreci Sonlandı

Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül toplamda 6 ay ki bu aylar kampında mutlaka üretimin ön sancılarını bitirmiş bir üretken olmak gerekmektedir. Geride kalan kış mevsimini bir kenara bırakmak ve sadece 2011 yılının ilk gününü baz almak yorumların sağlığı için önemli. Ancak başlık aksiyon emri vermektedir.

Çok sayıda insan bu gün üretilmişlerin pazarlaması üzerinde deneyim, birikim ve uzmanlaşma yoluna gitmektedir. Bu durumun olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğu aslında çok açıktır ama kanıt noktasında yıllarca eğitim almış kimselerin ve beceri sahibi olan ya da olmayan eğitimsiz kimselerin sayıları, endüstri ve sanayinin durumu ile karşılaştırılmalı ve bunların ne oranda üretime ne oranda üretilmişlerden oluşan ya da daha soyut olarak ele alınabilecek hizmet sektörüne yönlendirildiklerine bakılması gerekmektedir.

Tüm kırıntıların, kalıntıların ve gereksiz işlerin tamamlandığını ve rutinlerinde düzenli olarak sürdürüldüğünü teyit ettikten sonra 21 Mart 2011 Pazartesiden itibaren yeni bir program ve plan çerçevesinde eser verilmesine yönelik somut adımların atılması ve yukarıda bahsi geçen altı ayın en fazla düzeyde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu gereksinim de çözümle sonuçlandırılacaktır.

Şiir

KAPİTALİZM

Tezek kokularını özledim,
İşsizliği...
Çaresizliği…
Mücadeleyi…

Maphusta yatmayı değil,
Maphusta yatanı değil,
Hapishane kapısında beklemeyi,
Mahküma bir şeyler alacak para bulamamayı özledim…

Üretmeyi özledim,
Hammaddeyi…
Toprağı…
Madeni...

Konuşarak zaman harcamayı değil,
Üreterek ezmeyi değil,
Üretenin yanında olmayı,
Hakça paylaşımı özledim…

Herşeyi terk etmeyi özledim,
Kariyerimi…
İdeallerimi…
Benliğimi…

Ruhumdan arınmayı değil,
Kötü olmayı değil,,
Boş sözlere doymayı,
Gerçekleri konuşmayı özledim…

Huzurlu düşünmeyi özledim,
Duygusallık…
Anlayış…
Özgürlük…

Düzene uymayı değil,
Sisteme ait olmayı değil,
Asi olmayı,
Sokaklarda sabahlamayı özledim…


Kağıdı özledim,
…ve hemen ardından kalemi,
Yazmayı…
Okumayı…
Uğurlamayı…

Kavuşmayı değil,
Sevişmeyi değil,
Hasretle bekleyeni,
Tenime dokunmak için sabırsızlananı özledim…

Katıksız bir sevdayı özledim,
Yılgınlıkları…
Yorgunlukları…
Bezginlikleri…

Şüpheleri değil,
Hesapları değil,
Bir an bile düşünmeden,
…ve sevdanın bitmez tükenmez üretkenliğinde,
Kana kana içeni özledim…

Akmayan hayratı özledim,
Yaz sıcağını…
Tozlu yolları…
Sağ arkası patlamış ayakkabılarımı…

Sürekli yazmayı değil,
Ayakta kalmayı değil;
Durmadan koşmayı,
Olduğum yerde beklemeyi özledim.


Tayfur Taybuğa, 07/03/2011, 02:30, Bulutlar Koğuşu, Mekansız Gazeller Sokağı.